TEKNİK RESİMİN TANIMI VE TARİHİ GELİŞİMİ

M.Ö. 4000 yılında Eski Keldani’li (Güney Babilonya) mühendis Gudea tarafından taş tablet üzerine kazılarak yapılmış bir kale tasarımının plan taslağından oluşan teknik resim, geometrinin gelişmesine bağlı olarak günümüze kadar büyük gelişmeler göstermiştir.

Var olan bilgilere göre ilk geometrik araştırmalar genellikle Mısır ve Babilliler tarafından yapıldı. Mısır matematiği hakkında bildiklerimizin çoğu M.Ö. 1700-2000 yıllarına ait rhind papirüsünün Eisenlohr tarafından yapılan tercümesine ve Moskova’da muhafaza edilen başka bir papirüsün Struve tarafından tercümesine dayanır. Mısırlıların hem küre yüzeyini, hem de eksik piramidin hacmini hesaplayabiliyorlardı. Ancak, Mısırlılara özgü olan geometri; deneysel bir karakter taşıyordu, kullanılan formüller deneye dayalıydı, dörtgenin, üçgenin ve dairenin alanı yaklaşık bir değerle hesaplanıyordu.

Babilliler de, gene arazi ölçümünden ve ticari gereksinmelerden bazı matematik bilgilere sahiptiler. British Museum’da muhafaza edilen M.Ö. 2000 yıllarına ait bir yontma taş üzerinde, bir ikinci derece denkleminin, hatta bir iki kat kareli denklemin çözümüne dayanan bir takım problemlerin olduğu görüldü.

Mısırlıların ve Doğuluların matematik bilgileri, ticari alış verişler sayesinde Eski Yunanistan’a ulaştı. Mısır geometrisinin Eski Yunanistan’a sokulmasında, M.Ö. 600 civarında yaşayan ilk Yunan geometricilerinden Thales’in katkısı oldu.

M.Ö. 572 civarında Sisam adasında dünyaya gelen Pythagoras, Kroton’da bir okul kurdu; buranın öğretiminde Pythagoras Geometrisi kitabı vardı. Fakat bu kitapta nokta, çizgi ve yüzey kavramları günümüzden farklı bir özellikteydi. Pythagoras’a göre nokta, henüz bizim geometrimizdeki boyutsuz nokta değildi; bu, küçük kum zerresini deneysel olarak sezişimize uyacak tarzda düşünülen boyutlu bir nokta idi. Bununla beraber Pythagoras teoremi –yani “Bir dik üçgende hipotenüsün karesi, diğer iki dik kenarın kareleri toplamına eşittir.” Teoremi- monat kavramı üzerine kurulmuş olan geometriyi yıktı.

Parmenides, M.Ö. 500 civarında Elea’da dünyaya geldi; nokta, çizgi, yüzey ve genellikle geometrik şekillerin bir ideal varlığa sahip olduklarının ilk farkına varan kimse o idi. Eukleides’de rastlanan “nokta, kısımları olmayan şeydir.” tarifini, Proklos ona atfeder.

Eukleides M.Ö. 300 civarında İskenderiye’de yaşadı. O, bu gün dahi öğretimimizin temelini teşkil eden “Eleman”larında, aritmetik ve geometrinin esas kısımlarını, belirli sayıda birtakım ipotezlere dayanarak, mantıki bir şekilde açıkladı. Eukleides’in geometrisi pergel ve cetvel ile yapılan çizimlere dayanıyordu.

M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren Yunanlar; açının üçe bölünmesi, küpün iki kat kılınması, dairenin karelenmesi problemlerini, cetvel ve pergel yardımıyla yapılan çizimlerle çözmek istediler. Oysa ancak yakın zamanlarda, söz konusu problemlerin bu çeşit çizimlerle çözülemeyeceği ispat edildi. Ancak, Yunanlıların bu araştırmaları sayesinde bazı eğriler incelendi, konik kesitler ilk kez araştırıldı. Konik kesitler önce bir dönel koninin kesitleri olarak tanımlandı.

Apollonios, M.Ö. 262 yıllarına doğru Anadolu’da Perge şehrinde dünyaya geldi; hayatının büyük bölümünü İskenderiye’de Eukleides’in yerine geçenlerin yanında geçirdi. Apollonios, kendisinden önce gelenlerin çok dar anlamlı tanımını bir yana bırakarak, çember tabanlı bir koninin, tepeden geçmeyen herhangi bir düzlem kesitine konik adını verdi. Apollonios koninin iki kefesini de ele aldı.

M.Ö. 30 yılında Romalı mimar Vitruvius mimari üzerine yazdığı bir eserinde geometrik kurguda pergel ve cetvel kullanımını, yapının plan ve kesit görünüşünün ve perspektifinin çizimini açıkladı.

Apollonios ve Yunan geometricilerden çok sonraları, konikler Desargues ve Pascal tarafından yeniden ele alındı. Bu matematikçiler, sonradan izdüşel geometrinin doğmasına neden olan yeni yöntemler kullandı. AdolpheQuetelet (1794-1874) ve GerminalDandelin (1794-1847) adlı Belçikalı geometriciler, koni kesitlerinin yeni özelliklerini çok basit yollarla buldu.

Eski yunan geometrisi hakkında bilinenler Doğu Roma İmparatorluğu ile Arap kaynaklarına dayanır. Bu eserlerin Batı’ya yayılışı, üniversitelerin kuruluşu (ilk üniversiteler, 1150 yıllarında kurulan Paris ve Bolonya Üniversiteleridir) ve Rönesans ile gerekleşti.

1200 yılı civarında yaşayan Piza’lıLeanardoFibonacci Doğu’ya yaptığı seyahatler sırasında matematik öğrenimi gördü. İtalya’ya dönüşünde Eukleides’in uzay geometrisi üzerine yazdığı kitaplardan parçalar aktaran PracticaGeometriae’yı yayınladı. 18. yüzyılda Eukleides’den yapılan çeviriler daha da sıklaşmaya başladı ve Jordanus De Nemore ve İngiliz Bradwardin gibi bazı matematikçiler üçgen ve çokgenlere dair kendi araştırmalarını tanıttı.

15. yüzyılda geometrik perspektifin kurucuları olan İtalyan mimarlar Leone BattistaAlberti, FillippoBuruneleschi’nin ve bu konuda ilk özel ders kitabı yayınlanan matematikçi ressam PieroDegliFranceschi’nin, TrattatodellaPittura adlı ilk bilimsel resim kitabı ile perspektifin geometrik esaslarını ortaya koyan Leanardo da Vinci, görünüşleri elde etmek için objeleri hayali düzlemler üzerine izdüşürme yöntemini geliştirmede büyük katkıları oldu.

Objeleri hayali düzlemler üzerine izdüşürmede 16. yüzyılda AlberchtDürer’in, 17. yüzyılda GuidoUbadi ve Andrew Pozzo’nun katkıları devam etti.

Apollonios’un eserlerini Batı ülkeleri Eukleides’inkilerden çok daha sonraları tanıyabildi. Nitekim Apollonios’un koniklere ait ilk dört cildinin Jean-Marie-Memus tarafından yapılan Latince tercümesi 1537 yılında Venedik’te yayınlandı. Bundan sonraki yüzyılda çeviriler çoğaldı ve bunlardan bazıları Arapça metinlere dayanılarak yapıldı.

Gerek Apolloios’a gerek bütün Yunan geometricilere göre elips, parabol ve hiperbol birbirinden tamamen farklı eğrilerdi ve bunların incelenmesi her birine has özel usullerle yapılıyordu. Bu üç eğrinin aynı zamanda incelenebileceğini Lyon’luGirardDesargues (1593-1662) ispat etti.

Daha onaltı yaşlarında iken Pascal, (1623-1662) koni kesitleri üzerine, hiçbir vakit basılmayan bir eser hazırlamıştı. Pascal, 1640 yılında yayınladığı küçük bir risalede daha önce elde ettiği teoremlerin başlıcalarını bildirdi.

De La Hire (1640-1718) 1685 de Desargues ve Pascal’ın anlayışına göre düzenlenmiş koni kesitleri üzerine bir eser yayınladı. Bu eserde De La Hire, bir çemberden kendi düzleminde bulunan bir koniğe geçmeyi sağlayan bir usul kurguladı.

Nasıl ressamlar ve mimarlar tarafından kullanılan perspektif kuralları Desargues’in geometriye yeni kavramlar getirmesini gerektirdiyse, aynı şekilde epürlerin ve özellikle askeri planlarının çizimi de Monge’un (1746-1818) “Tasarı Geometri”yi yaratmasına neden oldu. Monge tasarı geometriyi yaratmak suretiyle, kendisinden önce uzun hesapları gerektiren ve az çok deneysel bir özellik taşıyan epür çizimlerini ilkelere bağlayarak uygulamalı bilimlere büyük bir hizmette bulundu. Monge’un bu alandaki yöntemleri, İzdüşelGeometri’nin yaratılmasında etkili oldu. 18. yüzyılın sonuna kadar gizlenen bu ilkeler, daha sonra Fransa, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde teknik öğretimin önemli bir parçası oldu.

Paris Politeknik Okulu’nun eski öğrencilerinden Jean-Victor Poncelet (1788-1867) Fransa ile Rusya arasındaki savaş sırasında 1812’de esir edilen ve Saratova’da sürgün hayatı yaşayan Poncelet, kendisine vaktiyle Geometri derslerinde öğretilenleri yeniden hatırlamaya çalıştı. Onun 1822 yılında Paris’te basılan ve orijinal fikirlerle dolu olan Traitedes Proprietes Projectives des Figures adlı eseri izdüşel geometriyi bir doktrin haline getirdi.

Eski Türk mimarlarının da yapıları, hazırladıkları plan ve çizimler üzerinden inşa ettikleri bilinmektedir. Topkapı Sarayı arşivinde 17. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar cami, han, hamam, köprü, çeşme, köşk, bahçe vb. yapılara ait 30 kadar plan bulunmaktadır. Bu planlar, genel olarak üzeri fildişi kalemle çekilen beyaz izli karelere bölünmüş Osmanlı abadi kâğıdına çizilmiştir. Beyaz izlerin aralığı bir dülger arşınıdır (zirâ) ve arşın insan ölçüleriyle ilişkilidir; yaklaşık 0.758 m uzunluğa karşılık gelir.

19. yüzyılın ikinci yarısının ortalarına kadar suluboya ve gölgelendirme taramalarının kullanıldığı güzel çizgi çizme sanatı olan teknik resimler, bu tarihten sonra piyasaya sürülen çoğaltma (ozalit kopya) makinelerinin çoğaltma tekniğinde daha iyi sonuç verecek çizim tekniğiyle çizildi. Günümüzde ise, tasarımcının özgün anlatım tekniğine sınırlama getirmeyen çoğaltma makineleri bulunmaktadır. Geçen yüzyılda tek renk (genellikle siyah veya mavi) olan çıktılar, günümüzde yerini renkli çıktılara bırakmıştır.

Endüstrinin ve uluslararası ticaretin gelişmesiyle 1917 yılında Almanya’da normlaştırma çalışmaları başladı, giderek ulusal standartlaştırma kurulları ve 1926 yılında bu kurulların uluslararası federasyonu ISA (International Federation of theNationalStandardizingAssociation) kuruldu. 1926 yılında endüstri alanındaki gelişmelerin yanında başka alanlarda da normlaştırma gereksinmesi ortaya çıktı. II. Dünya Savaşı’yla kesilen uluslararası ilişkiler 1946 yılında yeniden başlayınca ISA yerine 1947 yılında Cenevre’de ISO (International OrganisationforStandardization) kuruldu. 1954 yılında Sanayi Odaları bünyesinde bir komisyon olarak görev yapan Türk Standartlar Enstitüsü 1955 yılında ISO’ya katıldı, 1960 yılında da kanunla kuruldu ve zaman zaman dönem başkanlığı yaptı. ISO içinde yer alan ülkeler, bu kuruluş tarafından kabul edilen standartlara uymak ve bunları alıp kendi bünyesine uydurarak standartlarını düzenlemek zorundadır. Artık günümüzün çizgisel teknik anlatımları, teknik alanda belli bir eğitim görmüş kişiler arasındaki iletişimi sağlayan, uluslararası standartlara bağlanmış bir grafik dildir. Her teknik alanın kendine özgü anlatım tekniği oluşturulmuş ve uluslararası standartlara bağlı kalmak koşuluyla geliştirilmiştir.

Mimari anlatım teknikleri de uluslararası izdüşüm prensiplerine ve çizim standartlarına bağlı olarak geliştirilmiştir. (...)

ORHAN ŞAHİNLER, FEHMİ KIZIL

 



Kapat