Türk Evi

Türk Evi
  • 22,50 TL
    20,25 TL
    TRY
  • %10
  • Yayınevi

    : YEM Yayın

    Yazar

    :Cengiz Bektaş

    Baskı No

    : 3

    Baskı Tarihi

    : Mart 2016

    Baskı Tipi

    : Karton

    Dil

    : Türkçe

    Barkod

    : 9789944757812

    3 iş gününde kargoya verilir

İlginizi çekebilecek ürünler

"Türk Evi", Cengiz Bektaş'ın, içinde doğup büyüdüğü, coğrafyanın birikiminden, yaşama kültüründen doğan "ev" i tanıyabilmek için Balkanlar’da, Adalar’da, tüm Anadolu’da sayısız araştırma-inceleme gezisi yaparak, fotoğraflayarak, yazıp-çizerek, çoğunu ölçüp-biçerek yaptığı ayrıntılı saptamaların okuyucuya bir sunumu.

Cengiz Bektaş, ana ilkelerden kullanılan gereçlere, plan tiplerinden esnekliğe, biçemden dönemlere uzanan geniş bir bakış açısıyla “Türk evi” kavramına bakar.

“Yöresel bütün renkleri içeren Osmanlı yaşama kültürünün ürünü olan evleri, Saraybosna’dan Erzurum’a, benzer temel ilkelere göre gerçekleştirilmiş olarak buluyoruz. Hangi gereçle, nerede, kimin için yapılmış olurlarsa olsunlar, bugün de yaşayan örneklerini incelediğimizde, bu evlerde kimi ortak yönleri, aynı temel ilkeleri saptayabiliyoruz. Yaşadığı topraklar üzerinde, gelmiş geçmiş bütün kültürlerin doğal kalıtçısı önce orada büyüyenlerdir. Bu nedenle, elbette Makedonya’daki Osmanlı evine bugünün Makedonyalısı Makedonya evi, Filibe’deki Osmanlı evine Bulgaristanlı Bulgaristan evi, Yunanistan’daki Osmanlı evine de bugünün Yunanistanlısı Yunanistan evi diyecektir. Gerçekten de bu evler, yaratıldıkları coğrafyanın evleridir tam tamına.

Ben bugün ‘Türkiye evi’ dersem de, ya da Türkiye vatandaşı olarak yaşayanlara, üst kimlik olarak Türk dendiğine göre, ‘Türk evi’ dersem de doğru bir şey söylüyorum elbette.

Ama bunu, Osmanlı yaşama kültürünün, bütün bu topraklar üzerinde ortak yaşamdan yarattığını bilerek söylüyorum ‘Türk evi’ sözünü.”

 

Cengiz Bektaş Hakkında

 

1934 Denizli doğumlu Cengiz Bektaş, orta öğrenimini İstanbul Erkek Lisesi’nde, yüksek öğrenimini DGSA Süsleme, Mimarlık Bölümleri ile Münih Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde yaptı. 1959 yılında yüksek eğitimini tamamladı. 1960’ta Alman şehircilik kurslarına katıldı. Almanya’da serbest mimar olarak çalıştı. Orada girdiği iki yarışmada ödül aldı.
ODTÜ’ne öğretim görevlisi olarak çağrılınca, Türkiye’ye döndü.1962 – 63 öğretim yılında ODTÜ İnşaat İşleri Başkanlığı, Mimarlık işliğini bir yıl yönetti.
1963’te Ankara’da bir arkadaşıyla birlikte kendi mimarlık işliğini kurdu. 1963–69 yılları arasında yalnızca altı yıl süreyle mimarlık-şehircilik yarışmalarına girdi. 25’in üzerinde ödül kazandı. Cumhuriyet dönemi mimarlık tarihi örnekleri arasında sayılan yapılar gerçekleştirdi. 2 kez Ulusal Mimarlık Ödülü aldı. Akdeniz Üniversitesi (Antalya) Sosyal – Kültürel Özek yapısıyla 2001 yılında Uluslararası Ağahan Ödülü’nü kazandı. Türk Dil Kurumu yapısı mimarlarca Cumhuriyet dönemini simgeleyen yirmi yapıdan biri sayıldı.


Mimarlık, grafik tasarım ve sanat gibi birbirinden farklı kategorilerde yüzlerce kitap için tıklayın!

ÖNSÖZ

 

BİR ÇUVAL ZAHİRE

İçinde doğup büyüdüğüm, elbette yalnızca fiziksel olmayan coğrafyanın yarattığı “ev” kültürünü tanıyabilmek için Balkanlar’da, Adalar’da, tüm Anadolu’da sayısız araştırma-inceleme gezisi yaptım. Mimar olduğum yıllardan bu yana, her olanağı değerlendirerek bu tanıma çabamı sürdürdüm... Yaşama kültürünün yarattığı evlerin kimilerini yalnızca fotoğraflayıp, yazıp-çizerek, çoğunu ölçüp-biçerek, ayrıntılarıyla saptadım... Yaptıranlarından, yapanlarından bulabildiklerimle konuştum... Çok şey öğrendim onlardan.

Bugün de sürdürüyorum bu çabalarımı...

Böyle bir çalışma için Antalya’daydım. Sevgiyle, içtenlikle, doğallıkla gerçekleştirildikleri en küçük ayrıntılarından belli olan Antalya evlerinden birinin 80’lik ustasıyla (Resim 1) konuşuyordum... Sordum:

“İş size nasıl gelirdi? Yapılacak işi nasıl tasarlardınız?”

Anlattı:

Bir kişi ev yaptırmaya karar verdi mi, sora araya bulduğu ustanın evine bir çuval buğday yollarmış. Usta böylece o kişinin kendisine bir ev yaptırmak istediğini anlarmış. İşi yapmaya gönlü varsa, yapabilecek durumdaysa, alıkoyarmış buğday çuvalını... Böylece, yaptıracak olanla yapacak olanın aileleri arasında gidip gelmeler başlarmış.

Usta iyiden iyiye tanırmış işvereni... Hali vakti yerinde mi, kaç çocuğu var, başka olacak mı? İşveren de ustaya, istediği evle ilgili düşündüklerini aktarırmış... Kimi isteklerini de, daha önceden bildiği bir örneğin yanına götürüp göstererek aktarırmış:

“Bak şöyle bir şey istiyorum!” ya da,

“Şuna benzesin ama şurası da şöyle olsun!”

ÇEVRESİNDE KÖTÜ BİR ŞEY YOKTU Kİ

“Ya kötü bir şey gösterirse?” dediğimde aldığım karşılık da ilginçti:

“Göstereceği kötü bir şey yoktu ki...”

KATILIM

Sonra da tasarlanan ev, doğrudan yapılacağı yere çizilir, işverenle usta, yerinde kesinleştirirlermiş gerçekleştirilecek olanı.

Çağdaş kavramlarla,

“tasarımın doğrudan kullanıcının kendisinden başlaması”,

“içten dışa davranış”,

“önce işlevin, ardından da onunla uyum içinde dışın çözümlenmesi” demekti bütün bunlar...

“Katılım” demekti...

Daha baştan, kararlara, oluşuma katılımdı...

Yapılacak olanı, işverenin yaşamı, kültürü, yaşam biçimi, istekleri, beklentileri belirliyordu... Ona toplum adına, gelenek adına, kültür birikimi adına yol gösterecek, deneyimiyle sonuna dek yardımcı olacak olan da ustaydı.

YERYÜZÜ CENNETİ

Antalya’yı, Bergama Kralı 2. Attalos (İÖ 159-138) kurdurmuş. Adamlarına yeryüzündeki cenneti bulmalarını buyurmuş söylenceye göre. Onlar da bugünkü Antalya kentinin yerini bulup göstermişler. Beğenmiş...

Kent kurulmuş...

Ne var ki Antalya’daki şu son kuşağa dek yaşayan yapı geleneğinin kimi çizgileri 2. Attalos döneminden de derinlere iniliyor.

ŞAMAŞ ŞAMAŞ/ASKI

Antalyalı ustaların bir evin çatısını kapatınca “keser oynatma” gelenekleri var. Çatıda, kiremidin üzerine döşeneceği kiremit altı tahtası kapanıp bitirilince, ustalar keserlerini tahtanın üzerinde takırdatmaya başlıyorlar. Keserin tıkırtıları bir ezgi olup çıkıyor.

Öyle ustalar varmış ki, keser oynattı mı yirmi keser birden takırdıyor sanırmışsınız. Bu, işini bitirmenin bildirilmesiymiş. Emeğin kutlanmasını istemek kısacası...

O zaman askı asılırmış.

Çatının üzerine bir bayrak dikilir, bir başka direkle arasına ip gerilirmiş. Evi yaptıranın hısımı-akrabası, konu-komşusu, ustalara armağanlar getirirler, bu ipe asarlarmış. Kimi havlu, kimi göyneklik, kimi şu kimi bu... Gönüllerinden ne koparsa... (Bu gelenekle Anadolu’nun başka yerlerinde, günümüzde de karşılaştım.)

Antalyalı ustalar bu keser oynatma sırasında, “Şamaş, Şamaş” derlermiş.

Şamaş, Mezopotamya’da güneş tanrısının adı...

Gördüğünüz gibi ne denli eskilere varıyor kimi kökler, gelenek...

Anadolu gerçek bir kültür kazanı. Hem de gerçekten en eskilerinden... Belki de en eskisi...

Bugün bilinenlere göre toprağın elle sürüldüğü ilk yerleşmenin gerçekleşmesi Anad olu’da.

Bu çalışmayla size, bu coğrafyanın birikiminden, yaşama kültüründen doğan “ev”i, ana çizgileriyle kimi örnekleri üzerinden tanıtmayı amaçladım.

İçindekiler

 

      Giriş     

      Geçmiş

      İlkeler

      Ana Gereçler

      Kentten Konuta

      Türk Evinin Plan Tipleri

      Esneklik Büyüyebilme, Küçülebilme (Bölünebilme

      Biçem (Üslup)

      Dönemler

      Sona Doğru

      Özgeçmiş

  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi