Loft Mimarisi ve İstanbul’daki Yansımaları

Loft Mimarisi ve İstanbul’daki Yansımaları
  • 44,00 TL
    39,60 TL
    TRY
  • %10
  • Yayınevi

    : YEM Yayın

    Yazar

    :Ece Ceylan Baba

    Baskı No

    : 1

    Baskı Tarihi

    : Nisan 2015

    Sayfa Sayısı

    : 200

    Baskı Tipi

    : Karton

    Dil

    : Türkçe

    Barkod

    : 9786054793433

    3 iş gününde kargoya verilir

İlginizi çekebilecek ürünler

LOFT

Modernizmden Postmodernizme Geçiş Sürecinde

Loft Mimarisi ve İstanbul’daki Yansımaları

 

Batı’da sınai üretim biçiminde yaşanan köklü dönüşümün ardından terk edilen kent merkezindeki imalathane ve depo alanlarının dönüşerek yeniden işlev kazanmasıyla ortaya çıkan bir konut tipini ifade eden “loft” kavramı, Ece Ceylan Baba’nın YEM Yayın tarafından yayımlanan LOFT / Modernizmden Postmodernizme Geçiş Sürecinde Loft Mimarisi ve İstanbul’daki Yansımaları adlı kitabında tüm yönleriyle, eleştirel bir perspektifle ele alınıyor.

 

Mimarlık, mühendislik, şehircilik, peyzaj tasarımı, endüstri ürünleri tasarımı, arkeoloji, kültür, sanat gibi konu başlıklarında kitaplar yayımlayan YEM Yayın, Ece Ceylan Baba’nın LOFT / Modernizmden Postmodernizme Geçiş Sürecinde Loft Mimarisi ve İstanbul’daki Yansımaları adını taşıyan yeni kitabını yayımladı.

 

Son yıllarda, ülkemiz konut piyasasında öne çıkan proje lansmanlarında sıkça görüp duymaya başladığımız bir kelime: loft. İşlevselliğinden çok estetik yönüyle, “alternatif” bir yaşam tarzı arayışı içerisindeki orta ve üst sınıflara hitap eden, yüksek standartlı bir lüks konut tipini imliyor. Ne var ki, pazarlama diliyle daha bir vurgulanan bu kavramsal ve soyut ayrımın, yapıların fiziki özellikleri dikkate alındığında gerçeklikte çok da fazla bir karşılığının olmadığı; tüketiciye takdim edilen loftların, diğer benzeri lüks konut tipleriyle karşılaştırıldığında, tanımlanan ihtiyaçlar ve getirilen çözümler noktasında neredeyse farksızlaştığı görülüyor. Dolayısıyla, bu fiili farksızlık içerisinde ortaya çıkan fark’ı, yapıların kendilerinde, fiziki varlıklarında değil, onları birer arzu nesnesi olarak kodlayarak piyasasının oluşmasını sağlayan kültürel-simgesel yapıda aramak gerekiyor. Bu yönüyle loft, başlı başına bir postmodernite tartışmasının mimarlıktaki tikel bir tezahürü olarak karşımıza çıkıyor.

 

İstanbul’daki güncel loft varlığının ayrı bir ilginç yanı da var. Zira kavramın özgün anlamı esas alındığında, İstanbul tarihsel koşullar sebebiyle üretemediği uygun bina tipolojisiyle aslında loft’un tam da var olamayacağı bir kent. Ama gelin görün ki var. Bu kitabı okuduğunuzda bir bakıma ironik olan bu durumun nedenlerini, bir yandan neden var olamayacağını, bir yandan da nasıl olup da halihazırda var olabildiğini, geniş tarihsel ve kavramsal içerimleriyle birlikte anlamış olacaksınız.

 

Sınai üretim biçiminde yaşanan köklü bir dönüşümle birlikte terk edilen kent merkezindeki imalathane ve depo alanlarının, bambaşka bir ihtiyacın karşılanması adına, mevcut koşullar ve zorunluluklar içerisinde dönüşerek yeniden işlev kazanmasıyla ortaya çıkan bir konut tipinin adı loft. İlk ortaya çıktığı yer de New York. Kitap da buradan başlıyor. Niçin ve nasıl ortaya çıktığını, bunun ekonomik, kültürel ve sosyolojik arka planını, bu süreçte rol alan aktörleri ve zaman içerisinde aldığı biçimleri ele alıyor. Bu biçimlerden hareketle loft tipolojisinin temel mimari ölçütlerini ve ortaya çıkan loft türlerini saptıyor. Ardından, yapının bir meta haline gelmesiyle uğradığı kavramsal dönüşümü, genel bir modernite-postmodernite tartışması eksenine oturtarak irdelemeye ve sonunda İstanbul özeline yoğunlaşarak sonuçlarını somut örneklerle tanımlamaya çalışıyor.

 

Son yıllarda, ülkemiz konut piyasasında öne çıkan proje lansmanlarında sıkça görüp duymaya başladığımız bir ke-lime: Loft. İşlevselliğinden çok estetik yönüyle, “alternatif” bir yaşam tarzı arayışı içerisindeki orta ve üst sınıflara hitap eden, yüksek standartlı bir lüks konut tipini imliyor. Ne var ki, pazarlama diliyle daha bir vurgulanan bu kavramsal ve soyut ayrımın, yapıların fiziki özellikleri dikkate alındığında gerçeklikte çok da fazla bir karşılığının olmadığı; tüketiciye takdim edilen loftların, diğer benzeri lüks konut tipleriyle karşılaştırıldığında, tanımlanan ihtiyaçlar ve getirilen çözümler noktasında neredeyse farksızlaştığı görülüyor. Dolayısıyla, bu fiili farksızlık içerisinde ortaya çıkan fark’ı, yapıların kendilerinde, fiziki varlıklarında değil, onları birer arzu nesnesi olarak kodlayarak piyasasının oluşmasını sağlayan kültürel-simgesel yapıda aramak gerekiyor. Bu yönüyle Loft, başlı başına bir postmodernite tartışmasının mimarlıktaki tikel bir tezahürü olarak karşımıza çıkıyor.

 

 

İstanbul’daki güncel Loft varlığının ayrı bir ilginç yanı da var. Zira kavramın özgün anlamı esas alındığında, İstanbul tarihsel koşullar sebebiyle üretemediği uygun bina tipoloji-siyle aslında Loft’un tam da var olamayacağı bir kent. Ama gelin görün ki var. Bu kitabı okuduğunuzda bir bakıma ironik olan bu durumun nedenlerini, bir yandan neden var olamayacağını, bir yandan da nasıl olup da hâlihazırda var olabildiğini, geniş tarihsel ve kavramsal içerimleriyle birlikte anlamış olacaksınız.

Sınai üretim biçiminde yaşanan köklü bir dönüşümle birlikte terk edilen kent merkezindeki imalathane ve depo alanlarının, bambaşka bir ihtiyacın karşılanması adına, mevcut koşullar ve zorunluluklar içerisinde dönüşerek yeniden işlev kazanmasıyla ortaya çıkan bir konut tipinin adı Loft. İlk ortaya çıktığı yer de New York. Kitap da bura-dan başlıyor. Niçin ve nasıl ortaya çıktığını, bunun ekonomik, kültürel ve sosyolojik arka planını, bu süreçte rol alan aktörleri ve zaman içerisinde aldığı biçimleri ele alıyor. Bu biçimlerden hareketle Loft tipolojisinin temel mimari ölçütlerini ve ortaya çıkan Loft türlerini saptıyor. Ardından, yapının bir meta haline gelmesiyle uğradığı kavramsal dönüşümü, genel bir modernite-postmodernite tartışması eksenine oturtarak irdelemeye ve sonunda İstanbul özeline yoğunlaşarak sonuçlarını somut örneklerle tanımlamaya çalışıyor.

 

 

 

 


Mimarlık, grafik tasarım ve sanat gibi birbirinden farklı kategorilerde yüzlerce kitap için tıklayın!

Loft, tarihsel pek çok bileşenin eşzamanlı olarak bir araya gelmesini ve belli bir tarihsel akışı gerektiren özgün bir mimarlık türüdür ve postmodern kavrayışa ait bir kategoridir. Buna karşılık, fiziksel yapı özelliklerini modernist mimarlıktan alır. Modern mimarlığın işlevsel yaklaşımından doğrudan etkilenmiştir. İlk inşa edilen örneklerinde loft olarak değil (zira o dönemde böyle bir kavram yoktur), birer sanayi binası, yani imalathane ya da depo olarak tasarlanan yüksek tavanlı, geniş açıklıklı, dev pencereli bu yapılar, dönemin başat mimari akımının doğrudan etkisi altında, yalnızca işlevsel gerekçelerle yapılmışlardır. İşlevsel olarak böylesi bir mimarlığa gereksinim duyulmasının en önemli nedeni, Sanayi Devrimi sonrası üretim biçimlerinde görülen köklü değişikliklerin, üretim ya da depolama yapılan binaları farklı mimari biçimlere girmeye zorlamasıdır.

 

Bu kitap dokuz bölümden oluşmaktadır.

 

 Çalışmanın ilk bölümünde, loft’un ne şekilde tanımlandığı üzerinde durulmuştur ve konuya belli bir giriş yapılmıştır. Loft’un tarihsel yeri ve dünyaya hangi şartlar altında yayıldığı üzerine temel bilgiler verilmiştir.

 

 

İkinci bölümde, loft’un dünyada ilk ortaya çıkışı ele alınmış ve bu yeni konseptin neden New York’ta doğduğu konusu tartışılmıştır. Bu tartışmada, loft mimarisinin doğması için gerekli olan sanayi binalarının neden en çok New York’ta bulunduğu, bu binaların hangi gelişmeler sonucunda terk edildiği ve bu gelişmelerin en önemlisinin niçin Fordist Devrim olduğu kavranmaya çalışılmıştır. Boşalan kent merkezlerinde, bu terk edilmiş sanayi binalarının nasıl ve hangi sosyal gruplar tarafından soylulaştırıldığı, soylulaştırmanın ne olduğu gibi konular üzerinde ayrıntılı şekilde durulmuştur. Bunun sonucunda loft kavramının nasıl ortaya çıktığı ve bu kavramın hangi şartlar altında bir yaşam tarzına dönüştüğü incelenmiştir. Bu bölümün sonunda da loft’un bir ticari ürün haline nasıl geldiği ele alınmıştır.

 

 

Üçüncü bölümde, loft’un küresel bir ticari ürüne nasıl dönüştüğü ve loft üretmek için gerekli altyapısı olsun ya da olmasın nasıl tüm dünyada bir loft talebi oluştuğu inceleme konusu edilmiştir.

 

 

Dördüncü bölümde, loft’un bir kültürel yapı haline dönüşmesinde “sanayi mirası”nın nasıl etkiler yarattığı ve bu etkilerin neden neredeyse yalnızca sanayileşmiş ülkelerde görüldüğü ve geç sanayileşen ülkelerde görülmediği üzerine düşünceler geliştirilmiştir.

 

 

Beşinci bölümde, loftların modernist, işlevselci ve rasyonel gerekçelerle inşa edilen ve doğrudan modern dünyaya ait tasarımlar olmasına karşın, dönüştürme aşamalarının maddi düzlemde hiçbir değişime maruz kalmamasına rağmen niçin postmodernist bir kavramsallaştırmayla bezendiği ve ancak bu şekilde loft olabildikleri işlenmiştir. Bu çerçevede kısa bir modernite/postmodernite tartışmasına girilmiş; modernitenin ve postmodernitenin mimarlıkla ilişkilerinin nasıl şekillendiği konuları üzerinde durulmuş ve loft’un modernite ve postmoderniteyi aynı yapı içerisinde nasıl harmanladığı konusu tartışmaya açılmıştır.

 

 

Altıncı bölüm, temel loft tiplerinin neler olduğuna, bir yapının loft olup olmadığına nasıl karar verildiğine ve değişen özelliklerine göre hangi yapıların ne tür loftlar sayıldığı üzerine sınıflandırıcı ve kategorileştirici bir içerik taşımaktadır. Burada “loft” ölçütleri belirlenmeye çalışılmakta ve İstanbul’da loft adıyla üretilen yeni projelerin hangilerinin hangi ölçütlerden ötürü loft sayılabileceğini ya da sayılamayacağını saptayabilmek için gerekli donanımın sağlanması hedeflenmektedir.

 

 

Yedinci bölümde, loft kavramının ABD sınırlarından taşıp, Avrupa’da olduğu gibi Sanayi Devrimi’ni doğrudan ve zamanında yaşamış olan diğer ülkelerde nasıl ve ne şekillerde ortaya çıktığı araştırılmıştır. Londra, Berlin ve Paris kentleri üzerinde özellikle durulmuş ve loft’un ABD’den Avrupa’ya geçişi ile Türkiye’ye geçişi arasındaki derin farklılıkların ön plana çıkarılması hedeflenmiştir.

 

 

Sekizinci bölüm uzun bir yer tutmakta ve İstanbul’da loft konusunu işlemektedir. Bu çerçevede, öncelikle loft ile postmodernizm arasındaki ilişki nedeniyle İstanbul’un “postmodernleşmesi” üzerinde durulmuş, ardından postmodernizm ile neoliberalizm arasındaki ilişki incelenmiş ve loft’un İstanbul’a nasıl bir neoliberalizm etkisiyle ithal edildiği, sosyo-kültürel ve ekonomik nedenleriyle birlikte tartışılmıştır. Daha sonra da, İstanbul’da 1980 sonrasında gözlemlenen postmodern atakların kentin mimari dokusu üzerindeki etkileri konu edilmiştir.

Sekizinci bölümün devamında, İstanbul’da eski sanayi binalarının neden inşa edilmemiş olduğu mercek altına alınmıştır. Bunu İstanbul’da sanayi mirasının neden korunamadığının tartışıldığı bölüm izlemektedir. Ardından İstanbul’un sanayisizleştirilme süreci ile bu sürecin neden loft üretmediği konusu tartışılmıştır.

Sekizinci bölümün ilerleyen alt başlıkları, İstanbul’da yer alan dönüştürülmüş çok az sayıdaki loft ile sıfırdan inşa edilmiş olan yeni loft bina projelerini tek tek ele almakta ve bu loft örneklerinin gerçekten loft sayılıp sayılamayacağını, altıncı bölümde saptanılmış olan ölçütler üzerinden değerlendirmekte ve çeşitli sonuçlara varmaktadır.

 

Dokuzuncu bölüm kitabın son bölümünü oluşturmaktadır ve burada tüm kitaptan elde edilen ve süzülen sonuçlar yer almaktadır.

 

 

Sanayi Devrimi öncesinde kent merkezlerinde el işçiliğiyle yapılan üretim, büyük makineler ve çok sayıda işçi gerektirmediği için küçük mekânlarda gerçekleştirilirken, Sanayi Devrimi’yle birlikte, buharlı makinelerin sığabileceği, çıkan buharı kompanse edebilecek büyüklükte ve bu büyüklükteki mekânların yeterince ışık alabilmesi için de dev camları olan, doğrudan işleve yönelik modernist yapılara gereksinim duyulmuştur. Bu şartları yerine getirmek için de, söz konusu makinelerin sığabileceği ve ortamın buharla boğulmadan çalışmaya imkân verebileceği kadar yüksek tavanlı yapılar inşa edilmiş, çalışmak için ihtiyaç duyulan geniş alanlar, yapı içerisinde herhangi bir bölümleme yapılmamasıyla sağlanmıştır. Böylesine yüksek tavanlı ve geniş bir iç hacim söz konusu olunca da mekânda büyük loş alanlar oluşmuş ve bu loşlukları çözebilmek ve bu çözümde günışığından olabildiğince yararlanabilmek adına zeminden tavana kadar cam pencereler kullanılmış ve zaman zaman çatılara da yekpare büyük cam pencereler açılmıştır.

 

 

Bu mekânlar estetik değil, üretim ya da depolama amaçlı inşa edildikleri için buralardaki her türlü tesisat, dikmeler, kirişler masrafları düşürmek adına gizlenmemiş ve açıkta bırakılmıştır. Yine masrafların kısılması adına duvarlar, tavanlar ve zeminler genellikle brüt beton olarak tutulmuş ve herhangi bir estetik öğeye başvurulmamıştır. Yapıların içlerinde makineler ve her türlü üretim aracı bulunduğu için, söz konusu binaların iç dekorasyonunda oldukça endüstriyel bir hava oluşmuştur. Sanayi Devrimi sonrasında tüm üretim ve ticaret işleri kent merkezlerinde gerçekleştiğinden, bu binaların lokasyon olarak da kent merkezlerinde yer alma zorunluluğu doğmuştur.

 

 

Kısacası, günümüzde “loft” adı verilen konsepti tanımlayan tüm nitelikler, aslında loft binaları birer imalathane ya da depo binası olarak sanayi yapıları şeklinde inşa edilirken son derece işlevsel ve düşük maliyetli gerçekleştirebilmek adına oluşmuşlardır. Fakat Sanayi Devrimi’nin ardından ortaya çıkan Fordist üretimle birlikte, üretim ve depolama için gerek duyulan sanayi binalarının tipleri ve mimari tasarımlarında yeni özellikler aranmıştır. Zira artık üretim için daha büyük ve daha çok sayıda makineye ihtiyaç duyulmakta, çok daha fazla sayıda işçinin çalıştırılması icap etmekte ve çok sayıda işçi tarafından yürütülen kayan-bant üretiminin getirdiği yatay yayılma için çok büyük binalar ve araziler gerekmektedir. Kent merkezi ise gerek fiziksel gerekse ekonomik olarak bu büyüklüklerdeki imalathane ya da depolar için uygun bir ortam ve ideal bir lokasyon sunmamaktadır. Böylece kent merkezlerindeki üretim ve depo yapıları mimari tasarım yönünden değişmek ve şartlar gereği kent dışına çıkmak zorunda kalmıştır.

 

 

Geride, kent merkezinde kalan ise büyük bir metruk alan, çöküntüye uğramış ve terk edilmiş bir mahalleler zinciridir. İşlevlerini tamamlamış olan sanayi binaları, orta sınıf için kullanışsız birer yapı haline dönüşmüş, kentin sanayi binalarıyla bezenmiş merkezi artık arzulanmayan bir lokasyon olmuştur. Boş sanayi binaları, kenti terk eden sanayi işletmelerinin hayaletlerinden başka bir şey barındırmaz görünür. Fakat bu durum pek uzun sürmeyecektir.

 

 

Modernist dönemde oldukça itibarsızlaşan ve konut olarak kullanılmak bir yana, sınai işletme için bile elverişsiz bulunan bu yapılar, ilk olarak New York’ta, 1950’lerde küresel postmodernizmin tohumlarının atılmasıyla beraber, alternatif yaşam tarzları ve yaşam alanları arayışında olan bohem sanatçılar, akademisyenler ve öğrenciler gibi sosyal gruplar tarafından, halihazırdaki orta sınıf yaşam tarzına da bir muhalefet olarak evlere ve sanat atölyelerine dönüştürülmüştür. Bu dönüşümde, üretim biçimlerinin yeniden tanımlanması ve örgütlenmesi, ekonomik ve siyasi gelişmeler ile toplumsal değişimler, farklı ağırlıklarla çeşitli etkiler göstermiştir. Tüm bu etkiler, New York’lu sanatçılar ve bohem gruplar aracılığıyla SoHo’da yeni bir oluşuma yol açmış ve SoHo’yu beklenmedik bir şekilde değiştirmiştir. Bu büyük dönüşümle birlikte, son derece işlevsel kaygılarla inşa edilmiş olan New York sanayi binaları, bir anda işlevlerinden büyük ölçüde sıyrılmış ve baştaki mimari tasarım amaçlarının tamamıyla dışında bir kullanıma kavuşmuştur.

 

 

Boş kalan sanayi binaları, mimari tasarımları değiştirilmeden, ama bu tasarıma yepyeni bir bakış açısı getiren soylulaştırıcılar tarafından postmodern bir kavrayışla ele alınmış; asli işlevlerinden çıkarılarak yeni bir kavramsallaştırmayla konutlar ve sanat atölyeleri haline getirilmiştir. Dünyada, loft’un ithal edilerek değil sosyo-ekonomik şartlar sonucu geliştiği her bölgede, oluşum aşağı yukarı bu izleğe sadık bir şekilde gerçekleşmiştir ve dönemin en sanayileşmiş kenti olan New York bu eğilimin lideri olmuştur. Günümüzde ise loft, küresel çapta kabul ve talep gören bir konut biçimine dönüşmüştür.

 

 

Batı’da böyle bir izleği takip eden loft’un serüveni, dünyanın geç sanayileşmiş diğer bölgelerinde daha farklı bir seyir izlemiştir. Bunun temel nedenleri, geç sanayileşmiş bölgelerin, loft mimarlığını üretecek üretim biçimlerini geliştirmemiş olması, Fordist Devrim’i geç yaşamaları ve bu nedenle loft mimarlığıyla üretilmiş çok az sayıdaki binalarını da erkenden boş ve işlevsiz kılamamaları ve son olarak da boşalan bu binaları soylulaştıracak sosyal sınıflara sahip olmamalarıdır. Yani erken sanayileşmiş ülkelerin aksine, geç sanayileşmiş ülkelerde, loft’un ortaya çıkabilmesi için ne fiziksel ne ekonomik ne sosyal ne de kültürel hiçbir benzer gelişme kendisine halk tabanında bir karşılık bulamamıştır. Loft mimarlığı, geç sanayileşen ülkelerde bir dizi tarihsel gelişmenin sonucu olarak değil, kültür odaklı Batılılaşma çabaları çerçevesinde kültürel bir kod, piyasa ekonomisine ilişkin bir gösterge olarak girmiştir. Bir üretim değil, bir ithalat olmuştur. Bu yüzden de loft’un geç sanayileşen ülkelerdeki serüveni bir taklit sürecinden ibarettir.

 

 

Geç sanayileşen ülkeler ve bölgeler, loft mimarlığını yalnızca postmodern bir kavram olarak almakta; modernizmi yeterince yaşayamadığı, modernizme ve Sanayi Devrimi’ne ait binalar üretmediği için loft mimarlığını ancak Batı’daki emsallerinin temsili olacak şekilde sıfırdan inşa etmekte ve loft’un asli unsuru olan sanayi binalarını dönüştürmeyi fiziksel bina stoku eksikliği yüzünden gerçekleştirememektedir. Bu süreç İstanbul’da da aynen bu şekilde hayata geçmiştir.

 

 

Köklü bir geçmişe, oldukça yoğun bir nüfusa ve ciddi bir finansal hacme sahip olmasına karşın İstanbul’da loft’un eksikliğini bahsi geçen parametrelerle açıklamak mümkündür. İstanbul’un neden tarihsel değil de, tarihsel olanın temsili aracılığıyla loft üretebildiğini anlamak ancak erken ve geç sanayileşmiş bölgelerin karşılaştırılmasıyla mümkündür. Sanayi Devrimi ortaya çıktığında Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul, İmparatorluk Sanayi Devrimi’ni yakalayamadığı için sanayileşememiş ve bu nedenle de sanayi binaları üretememiştir. İmparatorluğun dağılmasının ardından İstanbul, Cumhuriyet döneminde de, sanayi binalarının kent merkezi dışına inşa edilmesinin tercih edilmesi yüzünden, loft mimarlığını üretebilmek için gerekli sanayi binası stokundan yoksun kalmıştır. Bu durum İstanbul’da, erken sanayileşmiş dünya kentlerinde gelişen loft mimarlığının gelişmesini engellemiştir. İstanbul, loft mimarlığını, kökensel gelişiminden kopmuş bir şekilde ithal etmekte ve sanayi binası yokluğu nedeniyle, dönüştürme yoluyla inşa edemediği loft binaları, yeni yapılan binaların mimarisinde bir estetik öğe olarak kullanmaya çalışmaktadır. Ve bu süreç hızla devam etmektedir.

İçindekiler

 

 

İSTANBUL VE LOFT. 3

 

Önsöz

Giriş

Loft’un New York’ta Ortaya Çıkışı 

Loftlara Dönüştürülecek Sanayi Binalarının İnşası 

New York’un Sanayi Binalarındaki Liderliği 

Fordist Kırılma ve Kent Merkezindeki Sanayi Binalarının Boşaltılması 

New York’ta Kent Merkezinin Soylulaştırılması ve Loft Kavramının Doğuşu. 

Soylulaştırma. 

Öncü Soylulaştırıcılar Olan Sanatçıların Ortak Yapıtı: Loft. 

Loft Yaşamı 

Loftların Ticari Ürünlere Dönüşmesi ve İkinci Soylulaştırma Dalgası 

Loft’un Küresel Bir Tüketim Nesnesi Olmasının Nedenleri 

Sanayi Mirasının Korunması ve Loft. 

Modernist Sanayi Binalarının Postmodernist Loftlara Dönüşümü. 

Modernite ve Tektip Mimarlık. 

Post-sanayi Toplumuyla Postmodernizme Geçiş ve Kişiye Özgü Mimari 

Post-sanayi Toplumuna ve Postmodernizme Geçiş. 

Postmodernizm.. 

Postmodernizmin Mimarlık Üzerindeki Etkileri 

Temel Loft Türleri 

Loft’un Kökeni Olan SoHo Loftlarının Özellikleri 

Loft Olma Ölçütleri 

Dönüşüm.. 

Yüksek Tavan. 

Serbest Plan. 

Geniş Pencereler. 

Çıplak Strüktür. 

Yapısal Ölçütler Bakımından Temel Loft Türleri 

Doğal Loft. 

Gerçek Loft. 

Ara Loft. 

Sahte Loft. 

Yeni Loft. 

Loft’un Avrupa’ya Yayılışı 

Londra. 

Paris. 

Berlin. 

İstanbul’da Loft. 

İstanbul’un Postmodernleşmesi 

Postmodernizm ve Neoliberalizm.. 

İstanbul’da 1980 Sonrası Postmodern Ataklar ve Mimarlıktaki Etkileri 

Loft ve İstanbul 

Türkiye’de ve İstanbul’da Loft’a Dönüştürülebilecek Tarihi Binaların Eksikliğinin Nedenleri 

İstanbul’daki Sanayi Binaları 

İstanbul’daki Sanayi Mirasının Korunamamasının Nedenleri 

İstanbul’un Sanayisizleştirilmesi 

İstanbul’da Sıfırdan Yapılan Loft Örnekleri 

Micro-Loft Projeleri 

İstanbul Loft. 

Larus Loft. 

Loft Dragos. 

Maritza Loft Sarıyer. 

Feriloft. 

Nef Projeleri 

Levent Loft Projeleri 

Türkiye’nin Diğer Kentlerindeki Loft Örnekleri 

Sonuç. 

KAYNAKÇA.. 

 

 

  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi