Kamu Yararını Öncelikli Gören Bir Yaşam Öyküsü

Kamu Yararını Öncelikli Gören Bir Yaşam Öyküsü
  • 20,00 TL
    9,90 TL
    TRY
  • %50
  • Yayınevi

    : YEM Yayın

    Yazar

    :Hande Suher

    Baskı No

    : 1

    Baskı Tarihi

    : Ocak 2010

    Sayfa Sayısı

    : 400

    Baskı Tipi

    : Karton

    Dil

    : Türkçe

    Barkod

    : 9789944757294

    1 iş gününde kargoya verilir

İlginizi çekebilecek ürünler

Prof. Hande Suher’in, “Kamu Yararı”nı Öncelikli Gören Bir Yaşam Öyküsü - İnsanlar Anıldıkça Yaşar adlı kitabı, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ve YEM Yayın işbirliği ile yayımlandı. Kitap, Cumhuriyet’in ilk on yılında doğmuş ve “kamu yararı”nı her şeyin üzerinde görmüş bir Cumhuriyet kuşağı mensubunun; ülkemizin ilk kadın şehir plancılarından olan Prof. Hande Suher’in yaşam öyküsünü gözler önüne seriyor. Prof. Hande Suher, bu kitapla, İTÜ Mimarlık Fakültesi Şehircilik Kürsüsü’ne asistan olarak katıldığı 1951 yılından itibaren, yarım yüzyılı aşkın bir süre boyunca ülkemizde şehircilik eğitimine ve mesleğine ilişkin gelişmelere, birçoğunda etkili de olmuş öncü bir bilim ve meslek insanı olarak ayna tutuyor.

114 adet siyah-beyaz çizim ve fotoğrafKitapta, Prof. Suher’in, şehircilik ve mimarlık meslekleri ile İstanbul Teknik Üniversitesi’ne olan sevgisi, yürekten bağlılığı, hizmet aşkı ve doğruları savunmaktaki mücadele azmi, bilimsel merakı, dürüstlük ilkesi, mesleki etik değerlerden taviz vermeyen tutumu göze çarparken, özel yaşamından kesitler de duygulu anlatımlar eşliğinde okurla paylaşılıyor.

İTÜ’nün Mimarlık Fakültesi Dekanlığı görevini seçimle kazanmış “ilk kadın dekanı” olan Prof. Hande Suher, İTÜ Mimarlık Fakültesi Planlama Teorileri ve Metodu Kürsüsü Kurucu Başkanı, Şehircilik Anabilim Dalı Başkanı, Şehir ve Bölge Planlaması Bölüm Başkanı, Fakülte Senatörü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü, Fakülte Kurulu ve Fakülte Yönetim Kurulu Üyesi, Şehircilik Enstitüsü, Yapı Araştırma Kurumu, Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü ile İTÜ Çevre ve Şehircilik UYG-AR Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi olarak uzun yıllar hizmet vermiştir. 

 

Hande Suher Hakkında

 

Hande Suher (d. 1929, İstanbul) mimar, şehir plancısı, öğretim görevlisi ve yazar. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin dekanlık yapmış ilk kadın öğretim görevlisidir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın şehir plancılarındandır.1929 yılında Hadiye Çağlar’ın ve Ali Agah Çağlar’ın kızı olarak İstanbul’da doğan Hande Suher, ilkokulu ve ortaokulu Zonguldak’ta okudu. 1946 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde yüksek eğitime başladı. 1951 yılında mimar oldu. Aynı yıl İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde şehircilik bölümünde asistan oldu.1956 yılında doçent, 1965 yılında ise profesör ünvanlarına hak kazandı. Hem İTÜ’de hem de diğer akademik platformlarda çeşitli görevle aldı. 1977 yılında dekanlık seçimlerinde birinci oldu ve İTÜ Mimarlık Fakültesi’ndeki ilk kadın dekan olarak 1977 ile 1980 yılları arasında görev yaptı.
Akademik faaliyetlerine ek olarak mesleki alanda da uygulamalar gerçekleştirdi. Türkiye mimarlık tarihinin 1960’lı yıllarda tasarlanmış en önemli binalarından birisi olarak kabul edilen Taksim Vakıflar Oteli’ni Kemal Ahmet Aru, Tekin Aydın, Mehmet Ali Handan, Yalçın Emiroğlu ve Altay Erol ile birlikte tasarladı. Bu birliktelik hem yarışma aşamasında hem de uygulama aşamasında bu birliktelik kurdukları AHE Mimarlık firması ile gerçekleşmiştir. Günümüzde ise bu yapı Ceylan Intercontinental Oteli olarak hizmet vermektedir.Hande Suher'in Taksim Vakıflar Oteli dışında birçok projesi de uygulanmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası 17 adet ödülün de sahibidir.


Mimarlık, grafik tasarım ve sanat gibi birbirinden farklı kategorilerde yüzlerce kitap için tıklayın!

ÖNSÖZ

 

Bu Yaşam Öyküsü, Temelde “Kamu Yararı”na Yönelik

Bir Yaşam Öyküsüdür

Bu çalışma, 1929-2009 yılları arasında yaşanan ve tanık olunanları konu alan, bir kadın üniversite üyesinin yaşam öyküsüdür. 2009 yılından sonra bir yaşam söz konusu olacak mıdır, onu bilemem, ancak Tanrı bilir...

Bu yaşam öyküsü, temelde, 1929 yılında dünyaya “günaydın” diyerek, çalışma ve hizmete adanmış 80 yıllık, mütevazı bir yaşamın anlatımıdır. 2 Haziran 1929 tarihinde başlayan, bütün ömrü öğrenim ve öğretime adanmış bir kadın öğretim üyesinin yaşam öyküsüdür. Bütün yaşamının 3/4’ü İstanbul Teknik Üniversitesi’ne adanmış bir yaşam düzeni...

Hiçbir şüphe duymadan, ne kadar yaşayacaksam onu, beni artık tanıyan kimse pek kalmadığı halde, gene de üniversitemle ilgili yaşamak isterim. Yeniden dünyaya gelsem, gene ömrümü eş biçimde geçirmek isterim.

Öğrenim gördüğüm Zonguldak Mithatpaşa İlkokulu, Zonguldak Çelikel Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’ne yürekten bağlıyım. Bizler, 1946 yılında katıldığımız, sadece İTÜ Gümüşsuyu binasında yer alan ve ilk yıllar, kimi derslerimizi ortak aldığımız o dönemde, var olan dört fakültenin öğretim üyelerinin dersleriyle yetişmiş öğrencilerdik. Ben, kişisel olarak o günlerde de, bugün de, İTÜ ve öğretim kadrosuna candan inançlı ve bağlıyım.

1951 yılının Aralık ayı son haftasında, aziz ve sevgili oda arkadaşım Prof. Dr. Ahmet Keskin Bey ile sadece birkaç ay önce öğrencilik dönemini tamamlamış olan ben, iki asistan adayı olarak, İTÜ Mimarlık Fakültesi Şehircilik Kürsüsü için açılan yabancı dil ve bilim sınavını kazandık ve İTÜ Mimarlık Fakültesi Şehircilik Kürsüsü asistan adayı olarak fakülte öğretim kadrosuna katıldık.

1951 yılında İTÜ Taşkışla binası 103 no’lu odada, zemin katında yer alan Şehircilik Kürsüsü’nün kurucu üyesi olan Sayın ve Sevgili Hocamız Prof. Kemal Ahmet Arû’nun kürsü başkanı, Sayın ve Sevgili ağabeyimiz Gündüz Özdeş’in asistan olduğu Şehircilik Kürsüsü’ne asistan adayı olarak giren Ahmet Keskin ve ben Hande Çağlar’dan oluşan dört kişilik çekirdek kadro ile Mimarlık Fakültesi’nin Şehircilik dersi programını yürütmeye başladık.

Bu kadrodan, bugün üç temel ve önemli öğeyi maalesef kaybetmiş bulunuyoruz.

Bu çekirdek oluştan, bugün sadece ben, yaşamı bazı eksikliklerle yürütmeye çalışıyorum. Ancak, maalesef tam sağlıklı olarak değilse de, durumum görevlerime engel oluşturmuyor çok şükür.

Bu çekirdek kadronun dört öğretim üyesi de seçimle, Mimarlık Fakültesi Senatörü ve Dekanı olarak İTÜ yönetiminde de başarıyla görev aldık. Hocamız Prof. Kemal Ahmet Arû, Prof. Gündüz Özdeş fakültemizde daima dekanlık görevi için düşünülen ve kendisine yönelinen üyelerdi. Prof. Kemal Ahmet Arû, fakültede üç kez dekan olarak görev aldı.

Temelde biz dört üye hep kürsümüze, fakültemize, çevremize, özellikle öğrencilerimize yararlı olmak amacıyla verilen görevleri dileyerek, isteyerek aldık ve yerine getirmeye çalıştık. Bu “kamu yararı”na hizmet etmek ve yardımcı olmak, bizde bir temel içgüdüydü. “Kamu yararı” yanında olmak, benim için bütün yaşamımı etkileyen bir yaşam biçimi olmuştur.

Bugün de, Şehir ve Bölge Planlaması Bölümü’nün değerli ve saygın üyelerinin, eş biçimde, üyesi oldukları bölümün “kamu yararı”na yönelik çalışmalarına, özellikle öğrencilerin yetişmesine gösterdikleri dikkat ve ihtimama, titizlikle yürüttükleri bilimsel çalışmalara ve yanısıra öğretim ve araştırmalara katkılarına sevgi ve saygı ile tanık oluyorum. Sadece eski dönemlere bakarak, çok gelişmiş olan bölüm ve anabilim dalı kadroları değişiklik gösteriyor.

Bugün, fakültenin mütevazı ölçekteki, bir profesör öğretim üyesi, bir baş asistan ve iki asistan adayı ile oluşan 1951 yılının toplam dört üyeli Şehircilik Kürsüsü, Şehir ve Bölge Planlaması Bölümü olarak toplam 42 profesör, doçent, yardımcı doçent ve araştırma görevlisine ulaşmış durumda ve son derecede nitelikli ve değerli çalışmalarıyla görevlerini sürdürüyorlar; kıvanç duyuyorum.

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde bir kadın yönetici olarak, üç dönem seçilerek İTÜ’nün yönetiminde görev aldım. İTÜ yönetiminde 1974 yılında Mimarlık Fakültesi’nin temsilcisi olarak senatör, İTÜ’de seçilmiş ilk kadın dekan ve 1981 yılında İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü kuruluşunda ilk “kurucu müdür” olarak görevler yüklendim. Fakültede Şehircilik Kürsüsü’nün üyesi ve Planlama Teorileri ve Metodu Kürsüsü başkanı olarak hizmet verdim. İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin bütün enstitü kuruluşlarında yönetim kurulları üyesi olarak ve seçilerek bu görevleri de yaptım.

Ayrıca, fakülte ve üniversitenin temsilcisi olarak, büyük İstanbul Nâzım Plan Bürosu Başkanlığı ile fakültem ve senatoca görevlendirildim. İmar-İskân Bakanlığı’na bağlı olan İstanbul Nâzım Plan Bürosu başkanlığını hiçbir ücret kabul etmeden yüklendim. GEAYK üyesi ve Koruma Kurulu Başkanı olarak gene üniversiteyi temsil ettim. Bu görevlerin tümü benim için bir kamu göreviydi. Öğretim görevlerimle beraber bütün bu görevleri bir “kamu yararı” çalışması olarak yerine getirdim.

Bu görevler, sakin dönemlerin alışılmış görevleri değildi. Bu görevleri, uzun bir süre evimizin kapısında, “Öldürülme sırasının Mimarlık Fakültesi Dekanı’na geldiği”nin kaydedildiği defteri bulan, Emniyet Genel Müdürlüğü’nce görevlendirilen güvenlik görevlilerinin denetiminde yaşadık. Bu durumu hiç yakınmadan kabul ettik. Bulunan belgede Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu’nun adının üzeri çizili olduğu ölüm listesinde, Mimarlık Fakültesi dekanı ikinci isim olarak yer alıyordu.

İTÜ gibi erkek egemen bir toplulukta, çok ayrıcalıklı bir durum olarak 1977-1980 yılları arasında, “ilk kadın dekan” olarak seçilmem ve görevlendirilmem benim için büyük bir kıvanç konusu olmuştur. Bu görevlerin tümünü çok büyük güçlükleri ve yoklukları içeren sorunlu dönemlerde yapmak oldukça zor, ağır bir görev ve sorumluluktu. Hiç yakınmadan, sakin bir biçimde görevlerimi yürüttüm.

Öğrencilerimle ilişkimde, bilgi dağarcığımı yenilemeyi, düzenlemeyi; yüklendiğim görev ve hizmetlerde hep “kamu yararı”nı gözettim. Özellikle öğrenci proje çalışmalarında genelde büyük başarı gösteremeyen meslektaş adaylarımla özel ilgilendim. Onların çalışmaları ile başarı göstermesi, yüksek not alması beni en çok sevindiren olaylar oldu. Bundan ötürü, değerli meslektaşlarım olan eski öğrencilerimin bana karşı gösterdikleri ilgi de hep öyle karşılıklı sevgi ve saygıyla devam etti bugüne kadar.

Hocalarımız Kemal Ahmet Bey ve Gündüz Bey genelde öğrenciler tarafından “Hocam” diye anılır ve hitap edilirdi. Pek az öğrencinin Gündüz Bey’e “Ağabey” dediğini anımsarım. Oysa ki Ahmet Bey, herkes için, kürsü içinde olduğu kadar bütün kadro için de “Ahmet Abi” idi. Ben nedense “Hande Hanım” olarak kaldım. Benim için “Hande Abla” diyen ve ısrarla bunu sürdüren, Sevgili Prof. Dr. Birsen Doruk, Prof. Dr. Teoman Doruk, ağabeyi Toros Doruk ve yaklaşık dört yıl önce kaybettiğimiz Sevgili Yılmaz Sanlı idi. Sevgili Yılmaz Sanlı’nın hitabında biraz daha değişiklik vardı, nedense onun için ben “Hande Ablamız”dım.

Bütün bu kırık, dökük anılarla yüklü anlatımlar benim sevgili üniversiteme, fakülteme, kürsüme ve doğaldır ki, sevgili öğrencilerime, kürsümüzün sayın ve sevgili üyelerine, sayın meslekdaşlarıma olan bağlılığım, çok sevdiğim ve tümünü kaybettiğimiz aile büyüklerimize, sınıf arkadaşlarıma olan sevgim ve düşkünlüğüm gün geçtikçe daha çok artarak büyüyor ve hepsini her düşünüşümde, herhalde yaşlılıktan ötürü, derhal gözlerim yaşarıyor. Bu durumun sevgi ve bağlılıktan ileri geldiğini biliyorum.

Üniversite öğrenciliği döneminden başlayarak bugüne kadar süren değerli arkadaşlıklarım içinde bugün her ikisi de benim gibi emekli olan Türkolog Sayın Aysel (Tunaşar) Ceyhun ve Prof. Dr. Leziz (Ulusoy) Onaran ve eşleri Sayın ve Sevgili Ekrem Ceyhun ile Dr. Mustafa Şerif Onaran’ı ve saygılı, sevgili bağlılıklarımızı yüreğimde duyuyorum.

Böylece çocukluğumda okuyarak etkilendiğim “Pollyanna” olayını yaşamıyorum. Benim için, karşılaştığım anda beni yaralayan, üzen nice olayların olduğunun da ayırdındayım. Çok üzüldüğüm ve dertlendiğim, böylesine bir durumla karşılaşmaya asla layık olmadığım, böylesine saldırı ve mübalağalı yerinmeleri asla hak etmediğimi düşündüğüm dönemler de oldu. Ancak o olayı tekil boyutu ile değil, bütün içinde değerlendirmeye sürekli olarak çaba gösterdim. Böylece, sadece kendimi haklı bulmaya değil, karşımdakini de bu tutuma iten nedenleri görmeye ve anlamaya çalıştım.

Sonuçta kendimi haklı bulduğuma inandığım halde, tanık olduğum ve uygun bulmadığım durumları da kendi ölçülerimde haklı buldum. Nedeni, bende bir yaşam biçimi halinde gelişen “kamu yararı”na yönelik değerlendirme eğilimimde, “kişi yararı” bir tutum hedeflemememdi. Asla kişi yararını ön plana almadım.

Ben, üniversitemizde, fakültemizde, kürsümüzde attığım her adım ve etkinlikte “kamu yararı”na öncelik veriyordum, ancak yönetimde her kamu yararı etkinliğin, uygulamada eninde sonunda, kişisel boyutta yansıması da kaçınılmazdı. Gene de “kamu yararı” yönünde ısrarlı oldum.

Bu çalışmayla da, temelde “kamu yararı” amacına hizmeti sürdürmeyi hedefliyorum. Bu hedefe yönelebilmek ve savunabilmek için, bugün Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Çevre Etki Değerlendirmesi Komitesi (MO-ÇED) üyesi olarak çalışma sürdürmeye gayret ediyorum ve diyorum ki; günümüzde, “Kamu yararı da nedir ki, var mı öyle bir şey?” diyenler karşısında bu tutumu sürdürmek yerinde olacaktır. Ülkemizde, kültür ve tarih varlıklarına, tarihsel mirasımıza, doğal ve yapısal çevremize, ormanlarımıza, akarsularımıza, kıyılarımıza, özetle bütün özgün ve değerli oluşumlara, sadece ve sadece daha fazla rant elde etmek üzere göz diken, onları tahrip eden, öz değerlerimizi harcayan girişimlerin, “kamu yararı” bir davranış biçimi olmadığını, temelde tarihe saygısızlık ve “kamu yararı”na aykırı, özetle toplumumuza büyük zararlar getirerek sadece kişisel yarar sağlayan bir davranış biçimi olduğu kesinlikle bilinmelidir.

Benim bu konuda nasıl bir düşünce ve değerlendirme içinde olduğumu yakından en iyi bilenler benim sevgili ve saygıdeğer kürsü asistanlarımız ve doktora öğrencilerimdir. KTÜ’nde görevli sevgili öğrencim, rahmetli Zerrin Enön dışında bugün diğer 12 doktora öğrencim değişik üniversitelerde akademik kadrolarda öğretim üyesi; ayrıca çok istediğim bir biçimde hemen tümü yönetsel görevler aldılar ve kamu yararına etkinlik içindeler. Onlarla iftihar ediyorum.

Bu çalışmayı sonlandırırken, sevgili doktora öğrencilerime özel önemde yer vermek istiyorum. Doktora çalışmasını bitirmeleri yönünden önceliklerine göre; Prof. Dr. Fulin Bölen, Prof. Dr. Hale Çıracı, Prof. Dr. Sema Kubat, Prof. Dr. Ümit Yılmaz, Prof. Dr. Mehmet Ocakçı, Prof. Dr. Lale Berköz, Yard. Doç. Dr. Hatice Karabay Ayataç 2007 Aralık ayının son haftasında yeni yıl için yaptığımız toplantıda, bana bir yeni yıl armağanı olarak anılarımı kitaplaştırma önerisini getirmişlerdi.

Gerçekten sevinerek ve bu öneriden kıvanç duyarak kabul etmiştim. Tümüne gönülden teşekkür borçluyum.

Onların öğretim programlarına uygun olarak toplantılara başladık. Ancak, anıların içinde ayrıntılı bir biçimde yer alan son toplantı 28 Şubat 2008 günü oldu. Hep beraber toplantı sırasında görüşme yaparken ayrıntılı olarak dönemi içinde konuyu anlattığım biçimde, ani olarak beyinde bir kan pıhtısı tıkanması ile kendimi kaybettim. Esat Suher Sarıkamış’ta olduğu için yalnızdım. Benim hayatımı kurtarmak, sevgili doktora öğrencilerim olan bugünün değerli öğretim üyelerine kalan bir görev oldu.

Sevgi ve ihtimamla her sorunu çözümlediler ve beni hastaneye yatırarak bakım altına aldılar. Ben evde yalnız da olabilirdim, bu durumda yaşantım sadece rastlantısal bir duruma bağlı kalacaktı. Hayatımı kurtardılar; onlara yaşamımı borçluyum. Derin sevgime ek olarak onlara minnettarım. Duruma bu denli çabuk müdahale edilmeseydi, herhalde sağlığıma kavuşmam çok daha uzun bir süre isteyecekti. Büyük olasılıkla kalıcı bir tahribatla karşılaşacaktım. Sevgili doktora öğrencilerim ve asistanlarım sayesinde beş gün sonra evimizin hemen karşısında yer alan hastaneden evimize yürüyerek döndüm.

Büyük dikkat ve ihtimamını gördüğüm Sayın Hekim Dr. Bülent Kahyaoğlu bir süre çalışmamı uygun bulmadı. Kısa bir dönem, gün içinde belirli bir süreyle çalışmamı kabul etti. Bu süre biraz göreceli bir durum yarattı ve sanırım ben bu ihtara pek uyum gösteremedim, çünkü bu çalışmanın bir kamu yararı olduğu düşüncesindeydim ve tamamlamak istiyordum.

Bu çalışmada kime nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. En başta, böylesine bir yayın fikrini öneren sevgili doktora öğrencilerim, bugünün saygın öğretim üyelerine, hastalığımı haber alır almaz ilk uçakla Sarıkamış’tan İstanbul’a gelerek bugüne kadar beni destekleyerek yazma yetimi kaybettiğim için bütün anı kitabını yazan, bütün eksikliklerimi sineye çeken sevgili Esat Suher’e, anı kitabını yayımlamayı derhal kabul ederek yayın programına alan Yapı-Endüstri Merkezi’nin kurucusu, değerli öğrencimiz ve meslektaşımız Sayın Doğan Hasol’a, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Sayın Eyüp Muhçu, Genel Sekreter Sayın Sami Yılmaztürk ve Yönetim Kurulu üyelerine, sürekli arayıp soran dost ve arkadaşlarımıza, yıllardır aynı apartmanı paylaştığımız ve bakım döneminde bana ilgi ve yakınlık göstererek gereksinimlerimizi karşılamakta yardımcı olan apartman komşularımız sevgili Neva Kasal ve Muammer Yeşilkaya Hanımlara, MR’larımı ve raporlarımı inceleyerek beni hastaneden çıkarmak için dünyanın patırtısını yapan kadim dostumuz Sayın Prof. Dr. Hüsamettin Gökay ve İTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlaması Bölümü’nün bütün kadrosuna, hastaneye yattığımın ilk sabahında, gece vakti durumumu öğrenip sabah karanlığı Frankfurt’tan gelen yeğenim Sevgili Sibel Bittner’e, Suher ailemizin gençlerine ve hastane yoğun bakım ünitesinin üzerime titreyen, büyük sevgi ve ihtimam gösteren bakıcılarına, özellikle Genel Yoğun Bakım Hemşiresi Sonnur Saatçi’ye, hastalanmamdan bu yana bana bir evlat gibi yakınlık gösteren sevgili apartman görevlileri Fatma ve İsmet Tanrıverdi’ye minnet ve şükran borçluyum.

Bu anı kitabını tamamlamam için bana sağlık veren Tanrı’ya şükrediyorum ve gücümü artıran bütün sevgili dost ilişkilerine minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Ömrüm oldukça sevgili ve saygıdeğer doktora öğrencilerimin, öncelikle hayatımı kurtaran kişiler olduğunu ve bütün yaşam desteğimi sevgili Esat Suher ve dostlarımızdan aldığımı asla unutmam. Hepsine sevgi, minnet ve şükran borçluyum.

İÇİNDEKİLER

 

Sunu

Önsöz

Bu Yaşam Öyküsü, Temelde “Kamu Yararı”na Yönelik

Bir Yaşam Öyk üsüdür

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Eğitim-Öğretim

Ailede Eğitim (1929-2009)

İlköğretim (1936-1940)

Mithat Paşa İlkokulu - Zonguldak

Ortaöğretim (1940-1946)

Çelikel Lisesi - Zonguldak

Yükseköğretim (1946-1951)

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi

 

İKİNCİ BÖLÜM

Meslek Etkinlikleri ve Özel Yaşam

İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde Görev Yılları (1951-1996)

Ailede Büyük Kayıplar Dönemi

Üniversitedeki Yaşam Giderek Emekliliğe Yaklaşıyor

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Emeklilik Dönemi

Emeklilik Dönemi (1996’dan Günümüze Kadar)

SONUÇ

Haziran 1929 - Mart 2009 Arası

80 Yıldır Bıkmadan Usanmadan Öğrenmeye Adanmış

Bir Yaşam Öyküsü

 

EK

Prof. Hande Suher’in Çalışmaları

  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi