Bellek Yitiminin Ardından

Bellek Yitiminin Ardından
  • 35,00 TL
    9,90 TL
    TRY
  • %72
  • Yayınevi

    : YEM Yayın

    Yazar

    :Attilio Petruccioli

    Baskı No

    : 1

    Baskı Tarihi

    : Ekim 2008

    Sayfa Sayısı

    : 213

    Baskı Tipi

    : Karton

    Dil

    : Türkçe

    Çevirmen

    : Burcu Kütükçüoğlu

    Barkod

    : 9789944757171

    1 iş gününde kargoya verilir

İlginizi çekebilecek ürünler

Literatüre, kent okumasına tipolojik sürecin uygulanması fikriyle temel katkısını sağlayan kitabın inceleme alanı Akdeniz Havzası’nın İslam kent dokusudur. İspanya’dan Bosna’ya, Mağrip ve Levant’a uzanan bu coğrafi bantta Akdeniz, yüzyıllardan beri kıyılarındaki tüm kültürlerin uyum sağladığı kendine özgü bir kültürel dile sahiptir ve İslam, bu dili yaratan klasik dünyanın gerçek mirasçısıdır. Bellek Yitiminin Ardından insanların çevreye bilinçli olarak verdiği zararla silinmeye yüz tutan geçmişin izlerini Akdeniz İslam mimarisinde araştırırken, tasarım ilkeleri için hem bir kaynak hem de olgunlaşmış analizler yapmanın bir yolu olması bakımından kent dokusuna yöneliyor; bir şehri ve bölgeyi okumak için yapılı çevreye özgü ve tip kavramı tarafından düzenlenen ilkelere dayalı öğretici bir yöntem sunuyor. Petruccioli’ye göre; “İki temel mimar kategorisi vardır. Birinci kategoriye, mekânı kavramaya ve biçimlendirmeye ilişkin doğal yetenek bağışlanmış birkaç şanslı kişi girer; bu özellikte ancak yüz kişi dünyaya gelir bir yüzyılda. İkincisinde ise, benim de aralarında olduğum bütün öteki mimarlar vardır. Bu kitap onlara adanmıştır.”

 

Attilio Petruccioli Hakkında

 

1945 yılında doğmuş, Peyzaj Mimarlığı ve Bari Politeknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı profesörüdür. 1994 1998 yılları arasında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) İslami Toplumlar İçin Tasarım Ağa Han Profesörü oldu.


Mimarlık, grafik tasarım ve sanat gibi birbirinden farklı kategorilerde yüzlerce kitap için tıklayın!

ÖNSÖZ

 

İki temel mimar kategorisi vardır. Birincisine, mekânı anlamaya ve şekillendirmeye ilişkin doğal bir yetenek bağışlanmış birkaç şanslı adam girer; böyle ancak yüz kişi dünyaya gelir her yüzyıl. İkincisine ise ben de dahil tüm diğerleri girer ve bu kitap onlara adanmıştır. Tasarım sanatının öğrenilebileceğine inanıyorum. Mimarlık güzel ve heyecan verici bir oyundur; fakat belli ölçüde fantezinin ve istisnai olanın ancak sonradan üzerine aşılanabileceği somut bir tekniğin disipliniyle yürütülmelidir. Disiplin olmazsa mimarlık, resim ya da heykel sanatına indirgenir. Bir başka deyişle, yenilik adına yenilik yapmanın, zaten bozulmuş olanı sistematik olarak bozmanın, kişisel biçem iddiasına indirgenmiş tasarım akrobasilerinin çekiciliğine terk edilmiş olur.

Günümüzde birçok mimar sadece zengin ve ünlü olmak istiyor. Ancak bu, geçmiştekinden farklı olarak, mimarların şehir üstündeki iktidarlarını kaybetmiş oldukları bir zamanda yaşanıyor. Bazı mimarların, bağlamlarıyla uyum çabası içinde olan doğru inşa edilmiş değerli yapılar tasarlamak gibi daha övgüye değer hedefleri varken bazılarının ise sonunda uygulama sorununu çözebilecek bir mimari dil kurmak gibi yanlış ve gerçekdışı umutları söz konusu. Bu, kültürler arası iletişim eksikliğini pekiştiren sorunları çözme yetisine sahip evrensel bir kullanım kılavuzu önermeye kadar gidebilir. Geçmişte, kişisel ölçütlere ve kendi kendiyle ilişkilenen yöntemlere dayanan girişimler, yapılı çevreyi dönüştürülemez biçimde ciddi zarara uğratan sonuçlarla geçici bir başarı elde etmiştir.

Neyse ki, bu kitap ne bilimsel eser ne de gramer. Sadece, yapılı çevrede zaten var olan ve korunan bir gramere yönlendirebilecek bir yol önerme girişimi. Bu kitap, bir dokuyu, bir şehri ve bir bölgeyi titizlikle okumak için bir yöntem.

Günümüzde, insanlar çevreye bilinçli olarak zarar verir ve geçmişi silerken, her insan eyleminin bölge üzerinde derin izler bırakmış olduğunu iddia etmek bir çelişki gibi görünebilir. Sadece büyük ölçekli Roma askeri yol olgusundan değil, tepelerin üstündeki ilkel yollardan, kent topografyası içindeki nirengi noktalarından ve cephelerdeki, kalıcılığı gösteren işaretlerden de bahsediyorum. Bunlar, uygarlığın bir çeşit kaydını bütünüyle temsil eden mekânsal ve tarihsel süreklilik öğeleridir. Edmond Desmolins şöyle der: “Tarih bölgeye ve insanın ona ilişkin farkındalığına aittir.” Bir bölgenin fiziksel biçiminin tarihin sayfalarını yazdığını öne süren Desmolis, ayrıca, yerin okunmasında önemli bir öznel bileşeni ayırt eder: derin bir bilinç düzeyi. Çevremizdeki yapılı çevre uygarlığımızın bir ifadesidir, anıtlar ise toplumsal, etik ve dini değerlerin simgeleridir. Konut amaçlı bina, en derin bilinç düzeyimizi temsil eder. Anıt ve onun formu her zaman anlamsal bir etki ve kültürel aktarım nesnesi olmuştur. Hint dünyasına ya da Osmanlı Türkiye’sine gönderme yapmadan Filarete’nin Sforzinda veya Urbino’daki Düklük Sarayı’nın uzun ince kuleleri konusunda yazdığı eseri açıklayamayız. Bunun sebebi, anıtların, Quatremere de Quincy’nin işaret ettiği gibi, genellikle kopyalama biçimindeki bir yöntemle aktarılmasıdır. Buna karşılık, konut binaları aktarıma direnir. Bu binalar bir yere kök salar, çünkü her uygarlık sürekli değişim içindedir ve devamlı olarak evlerini yeni gereksinimlere ve koşullara yeniden uyarlarlar.

Kent dokusu, hem tasarım ilkeleri için bir kaynak hem de daha olgun analizler yapmanın bir yolu olması bakımından, bu kitabın temel ilgi alanıdır. Yazık ki, yerel yapılar üzerine yapılmış sayısız çalışma, nesnenin basit bir betimlemesinden öteye geçemediği için bizim amacımıza hizmet edememektedir. Tümdengelimci süreç yanıltıcıdır, çünkü verileri sadece yöntemle ilişkilenme biçimiyle dikkate alır. Bu kitapta önerilen yöntem öğreticidir; yapılı çevreye özgü olan ve tip kavramı tarafından düzenlenen ilkelere dayanır. Burada söz konusu olan, taksonometrik ölçütleri çoğaltmak ya da tipi standarda indirgeyen işlevsel mekanik bir görüş veya hatta tipi tarihten gelen bir şemaya indirgeyen biçimci bir görüş de değildir. Tersine, söz konusu olan, tarih içinde yapılı çevre örneklerini denetimi altında tutan sosyal yapıyla yakın bağları olan bir tip fikridir. Tip, tarihtir. Bu tip fikri, bir zanaatkârınki gibi, sonuçta kendiliğinden oluşan bir bilince aittir. Bu artık var olmayan düşsel bir durumdur. Ancak bu durumu, dokuda korunmuş ilkelerde yaşayan ulaşılabilir parçaların özenli bir rekonstrüksiyonu ile yeniden keşfetmek her zaman olasıdır.

Benden öncekilerin tersine ben şunu kabul ediyorum: Eğer tip tarih ise mekânın başlıca bileşenlerinden biridir. Sınıflandırmacı bir yöntem, gerçeğin içinden çözümlediğimiz bir ön jenerik düzen kurmamıza izin verir. Ancak, yalnızca tipe uygulanan süreç kavramı kentteki ve bölgedeki dönüşüm mekanizmalarının içyüzünü anlamamıza olanak tanır.

Kent okumasına tipolojik sürecin uygulanması fikri bu kitabın literatüre başlıca katkısıdır. Normal olarak okur, analiz sırasının en büyükten en küçük ölçeğe doğru gitmesini bekler. Başka bir deyişle, kendisi en karmaşık olan ve diğer tüm ölçüm öğelerini içinde barındıran bölge ölçeğinden başlanır; kent ve ev ölçeğine doğru inilerek ilerlenir. Bunun her zaman gerçeğe bakmanın bireşimci (sentetik) yolu olduğunu varsayıyoruz. Ancak ben, insan ölçeğine en yakın olan ve yapısıyla mimara en tanıdık gelen, en küçük nesneden çözümlemeci biçimde ilerlemeyi seçtim. Bu hareket biçimiyle çözümleme, daha geniş bağlamlar içinden gelişerek ilerler. Sonuçta ben, evrensel olandan ayrıntıya doğru ilerleyen bir tipolojik sürecin, bakış açısındaki derinlik gücünü kaybettiğine inanıyorum. Nesneler bir ana toplama dönüşür ve diğer türlü, farklı düzeylerde ortaya çıkacak olan karmaşıklıklar bütününü etkisiz kılar. Okurun zihninde, bu yaklaşım biçiminin ve metin içinde yer alan çok sayıdaki çizimin yapılı çevreyi anlama sorununa bir giriş olmaktan fazlasını temsil ettiği izlenimini yaratmak istemem. Bu kitabın, haritayı ve gerçek dokuyu çalışmanın yerine geçmesi amaçlanmamıştır. Ancak sürekli gözlem ve uygulama gözleri keskinleştirir.

Yöntemin sınırlarının da farkında olmak gerekir, çünkü gerçeğe ilişkin bir bilgi edinme yöntemi, gerçeğin kendisinden daha karmaşık olmamalıdır. Burada önerilen, tasarım sürecini anlamayı kolaylaştıran bir proje. Çalışma için seçilen bölge Müslüman Akdeniz havzası; ki bu, İspanya’dan Bosna’ya, Mağrip ve Levant’a uzanan coğrafi banttır. Bu seçimi iki düşünce belirledi. Birincisi, burası benim kent dokusuna ilişkin otuz yıllık deneyimimi edindiğim bölgeydi. İkincisi, Akdeniz’in, yüzyıllardan beri kıyılarındaki tüm kültürlerin uyum sağladığı, kendine özgü bir kültürel dile sahip olmasıydı. İslam, bana göre, bu dili yaratan klasik dünyanın gerçek mirasçısıdır. Klasik dünyadan kalan ve Batı’da bozulmaya uğrayan miras, Doğu’da yeni bir sentez içinde özümsenmiş ve işlenmiştir. Bizim kentlerimizi anlamak için Arap kenti de çok yararlıdır. Bu kent, tipolojik sürecin her aşamasında, dokusu bir yapının olgunluğuna fazlasıyla sahip ve aynı zamanda mekân savurganlığına eğilimi olmayan bir yerdir. Sonuç şudur, önceden var olan yapı, ardından gelen yapı tarafından içerilir. Bu durum önceki evrimlerini açığa çıkarmasa da o her zaman oradadır. Benim düşünceme göre, bir mimarın en büyük başarısı hep var olmuş gibi görünen bir mimari yapı tasarlamaktır.

Bu kitapta fotoğraf kullanmamaya karar verdim. Fotoğraf sanatı, mimarlığın belgelenmesini hızlandırmak ve onu halka tanıtmak gibi değerli özelliklere sahip olmasının yanı sıra, öğrencileri ve mimarları çözümleme yönünden tembel kılmaya da eğilimlidir. Halbuki çizimler, bir yandan kamera objektifi tarafından çerçevelenen nesnelerle sınırlı değilken, bakış açımızı ve çizim sürecinin kendisi yoluyla üzerinde çalışılan nesneyi kavrayışımızı da gerçek anlamda güçlendirir. Bu yolla çizimler, çok daha büyük analitik netliğe ve nesnelliğe katkıda bulunur.

Bu kitaptaki çizimler mekânı okumaya paralel bir yolu temsil eder; analizlerde ortaya konan can alıcı noktaları düzene sokar. Binaların ve kent dokusunun gizlerini anlamak için yapılan iyi düşünülmüş mimari alan çalışmalarının önemi küçümsenmemelidir. Bu nedenle öğrenci gruplarını, dünyanın dört bir yanındaki arazilere, coşkulu kentsel ve mimari belgeleme gezilerine götürmeye devam ediyorum.

Her çizimin kaynakları, grafik çalışmanın gerektirdiği süreyle birlikte belirtilmiştir. Benim derslerimde öğrenciler tarafından üretilmiş mimari alan çalışmaları ve çizimlerde öğrencilerin isimleri bulunur. Bu kitap için ödünç alınan çalışmaların çoğu benim tarafımdan ya da benim gözetimimdeki teknik ressamlar tarafından üretilmiştir. Bunlar çoğunlukla sürekli düzeltilen ve yenilenen seri halindeki eskizlerden yapılmıştır. Bu çizimlerin kaynağına ilişkin bilgi yoktur.

Bitirirken, el yazısı bir metni yazıcıya göndermeden önce, düşüncelerle, önerilerle ve tartışmalarla bu çalışmaya katkıda bulunmuş kişilere teşekkür etmek yazarın görevidir. Her şeyden önce, MIT’deki meslektaşlarım Stanford Anderson ve William Porter ile çeşitli fırsatlarla yararlı düşünce alışverişleri yaptım. John Habraken’in ortak sosyal ürün olarak tipoloji kavramı, kitabın her bölümünü etkiledi. Yirmi yıl önce Saverio Muratori’nin deneysel çalışmalarına dayanan bir yöntem tasarlamaya çalışırkenki kararsızlıklarım ve hayal kırıklıklarıma cevap veren Giancarlo Cataldi’ye özellikle teşekkür ediyorum. Beni, bölge morfolojisinin karmaşık yorumuyla tanıştıran Alessandro Giannini’ye de derinden müteşekkirim. Son olarak da akıl hocam, Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Bülent Özer’i ve eski dostum Claudio D’Amato’yu anmak istiyorum.

Rupinder Singh’ın sabırlı ve yeri doldurulamaz yardımlarıyla aslen İtalyanca yazılmış olan bu kitap, İngilizce olarak yeniden yazıldı ve düzeltildi. Margaret Sevcenko, tüm yazılarımın koruyucu meleği, metnin editörlüğünü yaptı. Kitabın tasarımında sihirli bilgisayar becerilerini sergileyen Shakeel Hossain’e de aynı derecede şükran borçluyum ve Alberto Balestrieri’ye de organizasyon ruhu için teşekkür ediyorum. Türkiye’deki yayıncım Yapı-Endüstri Merkezi’ne, Türkçe metin editörü Dilşad Aktaş’a, Sibel Yıldız’a ve kitabın İngilizce’den çevirisini yapan Y. Mimar Burcu Kütükçüoğlu’na da teşekkürlerimi sunarım.

 

Attilio Petruccioli

Bari

15 Ağustos 2006

İÇİNDEKİLER

 

ÖNSÖZ VE GİRİŞ  

 

BÖLÜM 1

 

BİNA VE UYGARLIK,  

Dördüncü Tipoloji,  

Strüktür ve Tip,  

Tip ve Modern Standart,  

Önsel Tip,  

Sonsal Tip,  

Okuma,  

Seri ve Organik Strüktürler,  

Tipolojik Süreç,  

Okuma ve Tasarım,  

Restorasyon Sorunu,  

Bina Dokularının Yeniden Düzenlenmesi,  

Yeni Proje, 

 

BÖLÜM 2

 

BİNA TİPİ,  

Temel Tip,  

Avlulu Ev,  

Avluyu Bir Strüktürler Sistemi Olarak Okumak,  

Akdeniz Tipolojik Süreci,  

 

BÖLÜM 3

 

BİNA DOKUSU,  

Eski İşlik,  

Yollar ve Bina Dokusu,  

Avlu Dokusu,  

Bina Dokusunu ve Kentsel Dokuyu Okumak,  

Çıkmaz Sokak,   

 

BÖLÜM 4

 

KENTSEL ORGANİZMA,  

Kentsel Çekirdek Tipi,  

Okuma,  

Bir Kent Diğerini Gizlemez,  

Ne Kendiliğinden Oluşan Ne Yaratılan Kent,  

  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi
  • YEM Kitabevi